daha da olmazsa sanayiye götürün bi baktırın. kilometresiyle falan oynuyorlar. son servis kaydına kuyduna falan dikkat edin. etek altı boya var diyorlar bir bakıyorsun tavan boyanmış. bi bakışta anlamak çok zor usta. herkes anlayamaz öyle bi bakışta. sadece biraz huzur. (bkz: oje süren kızların bakire olmaması)
Sonda, tamamen steril bir madde olup, takılırken idrar yollarını enjekte edilen sıvı madde de anti bakteriyel bir maddedir. Gerekli hijyen kurallarına uyulduğu zaman uzunca bir müddet kalabilir. Ama yine de belli aralıklarda değişmesi gerekir. Bu değişim aralıklarına. Hastanın Hijyene Önem Verip Vermediği
Kadınlar hoşlandıkları erkeklerin kollarına, omuzlarına dokunurlar. Bu dokunuşlar kısa sürelidir. Bazen de istemsiz şekilde dokunabilirler. Tüm bu belirtilerin dışında kadınların
Sorusunababaların verdiği yanıtlar Kodlar f % Yeni bir eğitim sistemi 60,0 Yeni bir ders 2 20,0 Bir şeyler üretmek 1 10,0 Çocukların hayal gücüyle ilgili bir şey 10,0 Tablo 10'da "STEM&Maker Atölyesinde yapılan etkinlikleri daha kolay yapmak/anlamak için sence en çok hangi okul dersinin iyi olması gerekir?"
Ancakyapılan bir büyünün tutup tutmadığı nasıl anlaşılır veya bu kontrol nasıl yapılır gibi soruların yanıtlarına tam olarak hakim değilseniz o zaman dikkatli olmalısınız. Çünkü bu kolay değildir ve hem sabır hem de dikkat gerektirir. Yapacağınız işlemin hedefini ve sonuçların nasıl ortaya çıkacağını
3) Onun tarzını fark et. Bir kız senden hoşlandığında seni tarzıyla sıkça etkilemeye çalışır. Hafif açık kıyafetler giymeyi veya senin dikkatini çekmek için ruj sürmeyi tercih edebilir. Her kızın kendine has bir tarzı vardır ve her kız birinden hoşlandığında bahsedilen şekilde giyinmeye çalışmaz.
rD6QjTU. Saplantılı ve takıntılı aşk ne demektir? Saplantılı ve takıntılı aşk nasıl anlaşılır? Aşkıyla başa çıkamayıp mutsuz olanlar ne yapmalı? Takıntılı Aşk Nedir? Aşk insanın içini kıpır kıpır eden bir duygu olsa da, bu bir takıntıya dönüştüğünde kaygılar, korkular, endişelerle insanın hayatını zindana dönüştürür. Aşkın tarifi yaşayan kişiye göre değişir. Ama hepsinin ortak bir yanı vardır. Hayat bir anda güzelleşir, değişir, başkalaşır. Aşkla birlikte aşık olanda değişimler olur. Ancak aşk her zaman mutlu yaşanmaz. Bazı aşklarda mutluluk, hoşa giden heyecanlardan çok korku, kaygı, endişe, mutsuzluk hakimdir. Kişiyi ürküten, korkutan davranışlar hakimdir tabloya. Aşık ne yapabileceğini çevresine ve kendine sık sık sorar. Bu noktada aşkın uyumsuz olanı ile karşılaşırız. Aşk İnsanda Nasıl Etki Eder? Aşık olan kişinin içi kıpır kıpırdır. Birden bire bir enerji yoğunluğu hisseder. Aşık olduğu kişiyi düşündüğünde yüzünde bir gülümseme mevcuttur. Duygular ön planda olduğu için kolaylıkla duygusal tepkiler verir. Aşk ve Ayrılık Acısı Nasıl Geçer? Sevdiği kişiyle ilgili konulara aşırı yoğunlaşırken, hayatın diğer alanlarında dikkat zayıflamıştır. Sevdiği kişi nelere ilgi duyuyordur, ne yapıyordur, onu nasıl mutlu eder bu gibi sorular zihnini sürekli meşgul eder. Sürekli çevresiyle onun hakkında konuşmak ister. Paylaşabildiği kişilerle birlikte olduğunda da konuyu mutlaka açar. Bunun yanında önceden tepki gösterdiği davranışlara reaksiyon göstermez olur. Sorunlar gözüne görünmez. Maç seyretmeyi sevmiyorsa aşık olduğu kişi seviyor diye seyredebilir. Ya da korku filmi sevmese de aşık olduğu kişiyle seyretmek mutluluk verir kişiye. İş ve arkadaşlarına harcadığı zamanı sevdiğine ayırır. “Bir ilişkim olduğunda çevremdeki arkadaşlarımı ihmal etmeyeceğim” dese de tüm zamanını sevdiğiyle geçirmek ister ve zamanını ona ayırır. Sert ve katı bilinen kişiler aşık olduğu kişilerin yanında tamamen farklı bir kişi olur. Anlayışlı, yumuşak ve sevgi doludur. Sevdiğinden bahsederken kullandığı yumuşak kelimeler çevresindekileri şaşırtır. Saplantılı ve Takıntılı Aşk Nedir? Takıntılı aşkta kişi aşık olduğu kişiyle ilgili düşüncelerle meşguldür. Ancak bu aşkta kişi mutluluk yerine kaygı yaşar. Karşısındakine güven duyma, ayrılık ile ilgili kaygılar sürekli zihnini meşgul eder. Bu kaygılarından kurtulmak için de kendini rahatlatacak eylemlerde bulunur. Örneğin aşık olduğu kişinin başkası ile birlikte olabileceği kaygısı ile sürekli onu arar, nerede olduğunu kontrol eder. Bu kontroller bir süre kendisini rahatlatsa da bir süre sonra tekrar başlar. Diğer bir örnek de kendisinin gerçekten sevilip sevilmediğini anlamak için “bana aşık mısın” diye sorar. Ondan istediklerini yapıp yapmadığını kontrol eder. Ancak bunlar bir süre kişinin kendini iyi hissetmesine neden olur. Düşündükleri bir süre sonra mantıklı gelmese de kendisini rahatsız eden düşünceler zihnini meşgul etmeye devam eder. Aşk ve Takıntı Arasındaki Benzerlikler Takıntı kişinin zihnine istenmeyen şekilde geliveren, tekrarlayan, kişiye sıkıntı veren ve kişiyi rahatsız etse de zihinden uzaklaştırılamayan düşüncelerdir. Bu düşünceler o kadar yoğun ve sıkıntı verici şekilde gelir ki kişiye, günlük yaşamını etkiler. Kovmak, ortadan kalkması için çabalamak çözüm getirmez. Bu düşünceleri ve buna bağlı sıkıntı duygusunu ortadan kaldırmak için, kişi buna bağlı davranışları yaparak rahatlamaya çalışır. Aşkta da sürekli sevilen kişi düşünülür. Ancak bu kişiyi düşünmek kişiyi mutsuz etmez, tam aksine aşık olan kişi sevdiği kişiyi düşünmekten mutlu olur. Zihnini bu düşüncelerden uzak tutmaz. Tam aksi bu düşüncelere kendini kaptırır. Takıntılı aşklar ise kişinin tüm enerjisini alır. Takıntısı olan kişi için yaşamı takıntılar yönlendirir. Aşık olan kişi için de yaşam sevdiği kişi üzerine kuruludur. İkisi de hayatın merkezinde yer alır. Herkesten, her şeyden önce gelirler. Hangi Kişilik Tipleri Takıntılı ve Saplantılı Aşka Eğilimlidir? Saplantılı Aşk Özellikle bağımlı kişilik özelliği, borderline ve obsesif kişilik bozukluğunda takıntılı aşklara sıklıkla rastlıyoruz. Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler onaysız yaşayamazlar. Özellikle bu onay aşık olandan gelecekse. Yalnız kalmaktan da çok korkarlar. Bu nedenle de aşık oldukları kişilerle aralarında mesafe olduğunda hemen bu mesafeyi ortadan kaldırmaya çalışırlar. Bunun için onu ararlar. Birlikte zaman geçirmek için planlar yaparlar. Karşısındaki kişiyi bu şekilde boğarlar. Bunun farkına bile varamayabilirler. Ayrılık bu kişiler için dayanılmazdır. Ayrılmamak için elinden geleni yapar. Bunun kendisine ve karşısındaki kişiye zarar verebileceğini de düşünmez. Obsesif kişilik bozukluğunda ise kişi mükemmeli arar. Bulduğunda da ilişki için her şeyi yapar. Belirsizlik durumlarından aşırı rahatsızlık duyar. Aşık olduğu kişinin yanlışlıkla telefonu kapalı olsa bunun nedeni anlayana kadar araştırır. Her yerden onu arar. Bazen o kadar abartır yanındaki kişilerle bile bahanelerle konuşmaya kadar durum varabilir. Bu da karşısındakini bunaltır. Bu kişilerin partnerleri bir süre sonra bir davranışta bulunurken tedirgin olmaya başlar. Kendilerini sürekli da gibi hissederler. Her davranışın denetlendiği düşüncesi kişiyi rahatsız etmeye başlar. Sağlıklı Aşk Nasıl Olmalı? İlişkide karşılıklı güvenin olması oldukça önemlidir. Diğer önemli bir unsur da saygıdır. Saygının olmadığı bir ilişki her iki tarafın da birbirini yıpratmasına neden olur. Partnerler birbirlerinin istek, ihtiyaç ve duygularına karşı duyarlı olmalıdır. Ayrıca çiftlerin kendilerine özel zamanlar oluşturmaları da ilişkinin sürekliliği açısından önemlidir. Karşındaki kişiyi olduğu gibi kabul etmek de ilişkinin kalitesini arttırır. Yanlış İnsana Aşık Olduğunuzun 6 İşareti Takıntılı ve Saplantılı Aşk Hayatı Cehenneme Çevirir Takıntılı aşklarla ilgili bizzat karşılaştığımız bir örneği kısaca şöyle anlatabiliriz 28 yaşında ailesinin 3 çocuğundan biridir Ayşe. Birbirine bağlı bir aile yapıları vardır. Ta ki Mehmet ile karşılaşana kadar. Mehmet 33 yaşındadır. Ayşe ile 6 ay bir flört dönemi yaşarlar. Bu 6 ay oldukça güzel geçmiştir. Ayşe’nin ailesi öğrenince her şey değişir. Ayşe’ye Mehmet’in evli olduğunu hemen Mehmet’ten ayrılmasını söylerler. Ayşe bunu öğrenir öğrenmez Mehmet’le paylaşır. Ancak Mehmet bekar olduğunu söyleyerek inkar eder. Hatta Ayşe’ye nüfus cüzdanını gösterir. Ayşe bunun üzerine ilişkisine devam eder. Ailenin baskısı artınca Mehmet’le kaçar. Önce bir evde birlikte kalmaya başlarlar. Ailesi karakola başvurunca Mehmet’le Ayşe aranır ve bulunur. Ayşe o zaman Mehmet’in evli olduğunu öğrenir. Karakola Mehmet’in eşi de gelmiştir. Ama bu da Ayşe ile Mehmet’i durdurmaz. İkinci kez kaçarlar. Bu kez Mehmet Ayşe’yi evden çıkarmaz. Gün aşırı kavgalar, dayak, küfürler ve eziyetler Ayşe’yi yorar. Ailesinin yanına döner. Ancak bu ayrılığa sadece 1 ay dayanır. Bir ay sonra tekrar Mehmet’e döner. Mehmet bu sefer ona eşinden ayrılmayacağını bu duruma katlanırsa birlikte olacağını söyler. Ayşe onu o kadar çok seviyordur ki bu duruma 3 ay daha dayanır. Ancak 3 ay sonra “Beni bu durumdan kurtarın” diyerek, kliniğimize başvurur. Takıntılı ve Saplantılı Aşk Nasıl Anlaşılır? Sürekli zihniniz aynı kişiyle meşgul oluyorsa, En ufak bir kaygınızda karşınızdakini arıyor ve söyledikleri sizi rahatlatıyor, ancak endişelerinizi azaltmıyorsa, Her an onunla konuşmak istiyor, yaptığınız işlere kendinizi veremiyorsanız, Aranızdaki mesafeye katlanamıyorsanız, İlişkinizdeki en ufak bir sorun yüreğinizi ağzınıza getiriyorsa, İlişkinizle ilgili sürekli endişeleriniz varsa. Bitti mi, bitecek mi, kızdı mı, ne oldu vs sorular zihninizi meşgul ediyorsa, İnsanlarla bir arada olduğunuzda düşünceleriniz hep o kişiyle meşgulse. Ortamda olduğunuzu hissedemiyorsanız, İlişkinizde güven duymakla ilgili sıkıntılarınız yoğunsa, İlişkiyi devam ettirmek için neler yapacağınızla ilgili sürekli kurgulamalar yapıyorsanız, takıntılı aşıksınız. Aşkınız Mutluluk Yerine Mutsuzluk Veriyorsa Ne Yapabilirsiniz? AŞKIYLA BAŞA ÇIKAMAYIP MUTSUZ OLANLAR NE YAPMALI? Öncelikle problemlerin varlığını kabul etmeli. Sorun olmadığı düşünülürse çözüm arayışında da bulunulamaz. Yaşamını zorlaştıran davranışlarının farkına varmalı. Aşık olduğu kişiyi rahatsız eden davranışlarını görebilmeli. Bu davranışların o kişiyle ilişkisini nasıl etkilediğini anlamalı. Duygularının farkına varmalı. Aşık olduğu kişiyle ilişkisinde mutlu mu yoksa hayatını zorlaştıran duygular daha yoğun bir şekilde mi yaşanıyor? Problemleri sadece karşı tarafa yüklememeli. Problemlerde kişi kendi payını da görebilmeli. Bazı kişiler de tam aksi ilişkide tüm sorumluluğu üstlenirler. Bu durumda da karşı tarafın sorumluluk alabilmesi için sorunları sadece kendisininmiş gibi davranmamalı. Olayları kendi istediği şekilde görmek yerine gerçekçi bakabilmeli. Yaşamını besleyecek ilişkiler, faaliyetler, uğraşlar edinmeli. Kaynak Psikohayat Dergisi- Uzm. Psk. Zehra Erol
51 Kimse yerini vermek zorunda değil. Otobüse, birisine yer vermek için para vermiyoruz. O bağıranlar yerlerini verselermiş ya? 53 Bu kadarı fazla olmuş. Yer verip, vermemesi isteğe bağlı. Verse iyi olurmuş ama kendi kararı. 54 Yer verilesi insanların yüzünden ve niyetinden anlaşılıyor zaten. Sırf insanları rahatsız etmek, gençlere sataşmak ve biz eskiden böyle yapmazdık diye söylenmek için dolaşan bir sürü insan var. Böyleleriyle muhattap olmuyorum, sırf benden çok yaşadı diye durduk yere kimseye yerimi vermem. 55 25 yıldır aynı partide olan bir belediyenin bunu yapmadığı için olabilir mi? Övünme değil de olması gerekeni gösterme diye düzeltelim onu. Hayır gayet de yapılan icraatlere Kadınlara iş verdik diye yazıyorlar. İşi siyasileştirmeyin. Bu sadece feministlerin kendi ile çeliştiğini gösterir. 56 Belki başı falan ağrıyacak sonra yere düşecek garantisi var mı sence? Yere düşme gibi bir ihtimali varsa binmesin zaten toplu taşımaya. Ayrıca belki oturan kişinin de başı ağrıyor? 57 Yere düşme gibi bir ihtimali varsa binmesin zaten toplu taşımaya. Ayrıca belki oturan kişinin de başı ağrıyor? Sonraki mesajlarımda cevabımı açıkca belirttim 58 Kimse kimseye yer vermek zorunda değil. Ayrıca 15 yaşında kıza küfür eden birini savunmaları da ayrı garibime gitti. Bu yaşlılar hak ediyor ama bunları. O kızın hayatını çalarken hiç beynini kullanmaya tenezzül etmezler ama. 59 Sonraki mesajlarımda cevabımı açıkca belirttim Okumamıştım mesajı yazarken, kusura bakmayın. 60 Kimse kimseye yer vermek zorunda değil. Ayrıca 15 yaşında kıza küfür eden birini savunmaları da ayrı garibime gitti. Bu yaşlılar hak ediyor ama bunları. O kızın hayatını çalarken hiç beynini kullanmaya tenezzül etmezler ama. Yaşlı başlı insan kaç yaşında çocuğa herkesin içinde küfür ediyor Bir kere küfür etmek çok ayıp bir şey. Yaşlı bir de. Kilitli Anket Kilitli
Evlilik Öncesi İle İlgili Meseleler hakkında en sık sorulan sorular ve cevapları aşağıda kaynakları ile beraber istifadenize sunulmuştur. Halk arasında bilinçsizlikten kaynaklanan bir çok yanlış uygulama bu makalede ele alınıp dinen uygun olan şekilleri arz edilmiştir. İşte Evlilik Öncesi İle İlgili merak edilen sorular ve cevapları İslama göre kadın ve erkek ilişkilerinde ölçü nedir?İçindekiler1 İslama göre kadın ve erkek ilişkilerinde ölçü nedir?2 Kendisiyle evlenilecek kadını görmek caiz midir?3 Başkası tarafından istenilen ya da sözlü olan kıza başkası evlilik teklif edebilir mi?4 Nişanlıyken dinî nikâh kıydırmak uygun mudur, caiz midir?5 Nişan yapılırken kıyılan nikâh, nişan bozulunca biter mi?6 Nişanlıların cep telefonu veya internet üzerinden görüntülü veya görüntüsüz olarak mesajlaşmaları caiz midir?7 Nişanlanan bir kızın, kayınpeder ve kayınlarının ellerini öpmesi helal midir?8 Nişanlılık döneminde mehîre olarak verilen para, ziynet eşyası ya da malın nişanlılık bozulduğu takdirde durumu nedir?9 Nişanlanan kişilerin sütkardeşi oldukları anlaşılırsa ne olur? Dinimiz, ölçüsüz bir şekilde yabancı kadın ve erkeğin birbirleriyle haşir neşir olmasını uygun görmemiş, gündelik hayatta aralarındaki ilişkilerin belli bir ölçü içerisinde olmasını emretmiştir. İslam fıkhına göre bir kadın mahremi olmayan yabancı bir erkeğin yanında el, yüz ve ayakları dışında tüm uzuvlarını örtmekle mükelleftir. Ayrıca onunla el ele tutuşması, kimsenin giremeyeceği bir ortamda yalnız kalması gibi fiiller dinen yasaklanmıştır. Kısaca aralarında nikâh bağı olmayan erkek ile kadının bu tür bir ilişki içinde olması dinen caiz değildir. Çünkü İslam’da zina haram olduğu gibi, zinaya zemin hazırlayan söz, iş ve davranışlar da haram kılınmıştır. Konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de, وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلًا “Zinaya yaklaşmayın; çünkü o, pek çirkin ve çok kötü bir yoldur.” [İsra, 17/32] buyurulmaktadır. Yine Kur’an-ı Kerim’de يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذ۪ي ف۪ي قَلْبِه۪ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًاۚ “Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.” [Ahzab, 33/32] buyrulması yabancı bir erkeğe muhatap olma durumunda kalan bir kadının edep, ciddiyet, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak konuşması gerektiğini ihtar etmesi bakımından son derece önemlidir. Kendisiyle evlenilecek kadını görmek caiz midir? Toplumun en küçük temel yapısı olan ailenin huzur içinde devamlılığı esastır. Bunun için kadın ve erkeğin birbirlerini görüp beğenmeleri, kendi irade ve istekleriyle evlenme kararı almaları gerekir. Resulullah de bu konuya son derece ehemmiyet göstermiş ve bir kadınla evlenmek istediğini söyleyen sahabeye evleneceği kadını görüp görmediğini sormuş, görmediğini söylemesi üzerine de “Git onu önce gör. Çünkü bu, aranızdaki sevginin kalıcı olmasını sağlamaya daha fazla katkıda bulunur.” [Müslim, Nikâh 74; Tirmizî, Nikâh 5; İbn Mâce, Nikâh, 9] buyurmuştur. Ancak bu bakma ve görmenin yabancı bir kadının bedeninin bakılabilecek bölümüyle sınırlı olduğu unutulmamalıdır [San’ânî, Sübülü’s-selâm, Riyad, 2006, III, 311-312]. Başkası tarafından istenilen ya da sözlü olan kıza başkası evlilik teklif edebilir mi? Böyle bir kıza evlilik teklifi yapmak uygun olmayan bir davranıştır. Henüz nikahları kıyılmamış olan sözlü çiftler arasındaki nişan bozulmadıkça veya nişan sahibi olan erkek tarafı, söz konusu nişanlı kızla artık ilgilerinin kalmadığı ve herhangi bir kimsenin buna talip olmasına karşı çıkmayacağını ifade etmedikçe başka bir kişinin bu kıza talip olması mekruh kabul edilmektedir. Konu ile alakalı olan Hadis-i Şerif şöyledir “Sizden biri sakın Müslüman kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın ve nişanlısına talip olmasın.” [Buhârî, Nikâh 5; Müslim, Nikâh, 49]. Bunun mekruh olmasının temel sebebi, şahsın hukukunu korumak ve toplumsal ilişkilerin zedelenmesini önlemektir. [Şâfiî, el-Ümm, V, 41; İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 109; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 533]. Dinen sakıncalı ve günah bir davranış olmakla beraber, bu hassasiyete dikkat etmeden araya giren ikinci kişilerle yapılan nişan ve nikâh hukuken geçerlidir. Nişanlıların ilişkilerinin sınırları nasıl olmalıdır? Nişanlıyken el ele tutuşmak caiz midir? Nişanlı çiftlerin dinî ölçülere uygun olarak birbirlerini daha yakından tanıma maksadıyla görüşüp konuşmalarında bir sakınca yoktur. İslami örtünmeyi kurallarını gözetmek, başkalarının göremeyeceği bir tarzda yalnız kalmamak şartıyla bir araya gelip birbirlerinin tanımaya çalışabilirler. Bununla birlikte el-ele tutuşmak, dedikoduya mahal verecek şekilde baş-başa kalmak gibi İslam’ın onaylamadığı hal ve tavırlardan uzak durmaları gerekir [Tirmizî, Fiten 7; Müsned, I, 26]. Nişanlıyken dinî nikâh kıydırmak uygun mudur, caiz midir? Son zamanlarda bazı gençler, bazen velilerinden izinsiz bazende velilerinden izin alarak nişanlılık döneminde dinî hassasiyetleri gözetmek adına “dinî nikâh” yapmakta, çoğu zaman resmi nikah olmadığından söz konusu nikâhı yok sayarak ayrılabilmekte, hatta nikâhı inkâr yoluna bile başvurabilmektedirler. Bu durumda ya kız tarafı mağdur olmakta ya da nikâhı devam ettiği hâlde nişanı bozan kız boşanmadan yeni bir evlilik yapabilmektedir. Halbuki nikâh kıyıldığında dini olarak evlilik hayatı başlar ve karı-koca arasında mehir, nafaka, miras gibi bir takım haklar ve sorumluluklar tahakkuk eder. Günümüzde bu haklar, evlilik resmen tescil ettirilmeksizin korunamadığından, evlenecek kişilerin “resmî nikâh” kıyılmadan dinî nikâh’ kıydırmaları kanunen yasak olduğu gibi, dinen de doğru değildir. Ayrıca nişanlılık döneminde kıyılan nikâh sonucu boşama meydana gelmedikçe kadın yeni bir evlilik yapamaz. Bu itibarla, adayların İslami ölçülere riâyet ederek nişanlılık dönemini geçirmeleri, evlenmeye kesin karar vermedikçe resmî veya dinî nikâhı yapmamaları uygun olur. Nişan yapılırken kıyılan nikâh, nişan bozulunca biter mi? Evlilik çok ciddi bir kurumdur. Evlenmek isteyen kişilerin öncelikle resmî nikah yaptırmaları, sonra da isterlerse dinî nikâh kıydırmaları uygun olur. Bununla birlikte, evlenmek üzere nişanlanan çiftlerin şartlarına uygun olarak yaptıkları nikâh akdi de dinen geçerlidir. Bu durumdaki bir kadın, nikâhlandığı kimsenin dinen eşi olduğundan, kocası kendisini boşamadıkça bir başka erkekle evlenemez. Daha sonra nişan bozulmuş fakat erkek boşamamışsa dinen nikâh hâlen devam ediyor demektir. Nişanlıların cep telefonu veya internet üzerinden görüntülü veya görüntüsüz olarak mesajlaşmaları caiz midir? Nişanlılık dönemi bir evlilik vaadi olup, taraflara evliliğin verdiği beraber yaşama hak ve yetkisini vermez. Nikâh akdi yapılmadan önce nişanlılar âdeta iki yabancı gibi olduklarından mahremiyet sınırlarına riayet etmelidirler. Dinimiz yabancı kadın ve erkeğin ölçüsüz bir şekilde birbirleriyle haşir neşir olmasını tasvip etmemiş, pratik hayatta aralarındaki ilişkilerin belli bir ölçü ve disiplin içerisinde olmasını emretmiştir. Bundan dolayı İslam’da sadece haram fiilin kendisi değil, aynı zamanda o harama götüren yollar da yasaklanmıştır. Bu sebeple nişanlıların nişanlılık döneminde İslam’ın tesettürle ilgili hükümlerine riayet etmeleri, kimsenin olmadığı kapalı ortamlarda baş başa kalmamaları gibi dinî ölçülere uymaları şartıyla birbirlerini daha yakından tanıyabilmek amacıyla örfe uygun biçimde görüşüp konuşmalarında bir sakınca yoktur. Cep telefonu veya internet üzerinden mahremiyet sınırlarını ve ahlaki ölçüleri ihlal edecek şekilde görüşmeleri veya yazışmaları ise caiz değildir. Nişanlanan bir kızın, kayınpeder ve kayınlarının ellerini öpmesi helal midir? İslam’a göre bir gelin kayın pederinin elini öpebilir. Zira nikâhla birlikte aralarında mahremiyet oluşur [Nisâ, 4/23]. Bununla birlikte evli kadın için geçerli olan bu hüküm nişanlı kadın için geçerli değildir. Zira nişanlılık bir evlilik vaadidir; taraflara evliliğin verdiği beraber yaşama hak ve yetkisini vermediği gibi, evlilik mecburiyeti de getirmez. Nişanlılar mahremiyet bakımından birbirlerine yabancı hükmündedirler. Bu durumda müstakbel kayınpeder, evlenmesi ebediyen haram kılınan erkelerden olmadığı için kadının onun elini öpmesi caiz değildir. Çünkü dinimizde aralarında evlilik caiz olan kadınlarla erkeklerin bir zaruret olmadıkça birbirlerine dokunmaları caiz görülmemiştir [İbn Mâce, Cihad, 43]. Ancak gelin adayları ileri derecede yaşlı olan kayın pederlerinin ellerini öpebilirler. Nitekim Hz. Ebu Bekir sütannesinin kabilesini ziyarete gittiğinde yaşlı/ihtiyar kadınlarla tokalaşmıştır [Merğinani, el-Hidaye, II, 454]. Bu çerçevede değerlendirilecek ileri derecede yaşlı müstakbel kayınpederin elini öpmekte sakınca olmaz. Kadının kayını ile tokalaşmasına gelince, eşinin erkek kardeşi kadın için nikâhı ebediyen haram olan mahremlerden değildir [Nur, 24/31]. Bu itibarla, kadının, eşin erkek kardeşi ile ister nişanlılık döneminde ister evlendikten sonra tokalaşması ve kimsenin bulunmadığı bir ortamda yalnız kalması caiz değildir. Nişanlılık döneminde mehîre olarak verilen para, ziynet eşyası ya da malın nişanlılık bozulduğu takdirde durumu nedir? Nişandan sonra nikâh akdi yapılmamış ise, nişan taraflar için sadece evlenme vaadi niteliğinde olduğundan nikâh yerine geçmez. Taraflar her hangi bir nedenle nişanı bozmuşlarsa, nişanda verilen hediyeler karşılıklı olarak iade edilir. Nişanlılık döneminde nikâh gerçekleşmediği takdirde mehîrden söz edilemeyeceği için mehîre mahsuben para vb. verilmesinin de bağlayıcılığı olmaz. Zira kadın mehîre nikâhla birlikte hak kazanır. Nikâh akdi yapıldıktan sonra eşler arasında cinsel birleşme veya sahih halvet eşlerin cinsel ilişkide bulunmalarına mani olacak bir engel olmadan yalnız kalmaları olunca erkek, kadına mehîrinin tamamını vermekle yükümlüdür [İbnü’l- Hümam, Fethü’l-Kadir, Beyrut 2003, III, 211]. Nikâh gerçekleşmiş ancak cinsel birleşme veya sahih halvet olmamış ise kadın belirlenen mehîrin yarısını [Bakara, 2/237], mehîr belirlenmemişse fıkıh ıstılahında müt’a denilen tazminatı hak eder [Bakara, 2/236]. Buna göre nikâh gerçekleşmiş, ancak zifaf veya halvet-i sahiha gerçekleşmemiş ise kadın, nişanlılık döneminde mehîre mahsuben aldığı altınların nikâhın sona ermesi hâlinde yarısına sahip olur. Zifaf ya da halvet gerçekleşmiş ise kadın bunların tamamına malik olur. Nişanlanan kişilerin sütkardeşi oldukları anlaşılırsa ne olur? Süt emme-emzirmenin evlilik engeli sayılabilmesi için emme olayının kesin olarak bilinip ispat edilmesi gerekir. İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre çocuğun ilk iki yaşı içinde süt hısımlığı oluşur. İmam Malik ve Ebu Hanife’ye göre emilen sütün az veya çok olması arasında fark yoktur. İmam Şâfiî beş doyurucu ve fasılalı emmenin şart olduğunu ileri sürmüştür [İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, İstanbul 1985, II, 29-30]. Bu durumda, Ebu Hanife’ye göre sütkardeşliği gerçekleştiği hâlde, Şâfiî mezhebine göre süt kardeşliği gerçekleşmeyen nişanlı çiftlerin ihtilaf ve şüpheden uzak kalmak için evlenmemeleri daha uygun olur. Zira Hz. Peygamber “Helal açıktır, haram da açıktır. Bu ikisi arasında şüpheli birtakım işler vardır…” [Buhârî, Buyu’, 2]; “Şüpheli şeylerden senin gönlünü rahatsız eden şeyi bırak, rahatsız etmeyeni yap.” [Tirmizî, Kıyame, 60; ayrıca bkz. Buhârî, Buyu’, 3] buyurmuştur. Diyanet
molotofluvodvil 13731198 1911 27 kendi ayaklarının üzerinde durabilmeli bir kız. yılışık olmamalı, ağırbaşlı olmalı. eğer değilse çirkindir o kız. maddi olarak değil, manevi olarak. timurgulec 13731323 1949 26 yüreğine bakılır; gerisi gelip geçicidir.
Robin Grille & Beth Macgregor 5 aylık bir bebek annesinin kollarında. Uykuya yakın. Birden ayılıyor ve ağlamaya başlıyor. Annesi ona yaramaz bir oğlan olmaktan vazgeçmesini, uyumazsa bozuşacaklarını söylüyor. 18 aylık bir çocuk babası ve amcası tarafından bir restorana götürülüyor. Baba, çocuğunu masada amcasıyla bırakarak restoranın barına doğru gidiyor. Çocuk babasını izlemek için oturduğu sandalyeden kalkıyor. Amcası onu yakalıyor ve kötü bir çocuk olduğunu, sandalyesinde oturması gerektiğini söylüyor. Çocuk, babasını arayan endişeli gözlerle etrafa bakıyor. Bir yetişkinin doğum günü partisinde, 6 yaşındaki bir çocuk yatma saati çoktan geçtiği hâlde hâlâ uyanık. Salonda uçan balonlarla oynayarak koşuşturuyor. Babası ona “Balonları bırak,” diye bağırıyor ve bir baş belası olmayı bırakmasını söylüyor. Bu çocuklar bu deneyimlerden ne öğrendi? Pek çok kişi, yetişkinlerin bu tavırlarının çocuklara doğru ile yanlış ya da iyi’ ile kötü’ davranış arasındaki farkı öğretmek için gerekli ve önemli olduğunu söyleyecektir. Sözlü ceza, evlerde ve okullarda son derece yaygındır. Sözlü cezalar caydırıcı olarak utanca bel bağlar. Tıpkı bedensel cezaların fiziksel acı üzerine kurulması gibi, sözlü cezalar da zihinsel bir acı kaynağı olan utanç üzerine kurulur. Utandırma, çocukların davranışlarını kontrol etmek için kullanılan en yaygın yöntemlerden biridir. Peki ya çocuklarımızı utandırmak onlara zarar veriyorsa? Tekrarlayan sözlü cezalar, çocukların kendilerini kalıcı anlamda kötü’ olarak tanımlamalarına neden olabilir mi? Eğer öyleyse, biz neyi farklı yapabiliriz? Utandırma Nedir? Utandırma, çocukların kendilerine yönelik olumsuz düşünceler ve hisler yaratma yoluyla, davranışlarını değiştirmelerini sağlamak için tasarlanmıştır. Çocuğun kim olduğu hakkında doğrudan veya dolaylı bir yorum içerir. Utandırma, çocuklara davranışlarının olumsuz etkilerini göstermekten farklı olarak, kendi benlikleri hakkında olumsuz bir imaj verme yoluyla işler. Utandırma Ne Hissettirir? Utandırma sözleri bir çocuğu, hissettiği, istediği veya gereksinim duyduğu şeylerden dolayı hatalı ilan eder. Birçok şekil alabilir. İşte günlük hayattan bazı örnekler Tenkit Seni yaramaz çocuk’, Şımarık bir çocuk gibi davranıyorsun’, Açgözlü’, Sulugöz’ Ahlak dersi İyi çocuklar böyle davranmazlar’, Sen kötü bir kızsın’ Yaşa dayalı beklenti Büyü artık’, Bebek gibi davranmayı bırak’, Büyük çocuklar ağlamaz’ Cinsiyete dayalı beklenti Erkek ol’, Hanımevladı olma’ Yetkinliğe dayalı beklenti Sende hiç umut yok’ Karşılaştırma Neden komşunun çocuğu gibi olamıyorsun?’ Diğer çocuklar senin gibi davranmıyor’ Utandırma Ne Kadar Yaygın? Utandırma çok yaygındır ve pek çok kişiye göre kabul edilebilir bir tutumdur. Utandırma sadece çocukların kötü muameleye maruz kaldığı istismarcı ailelerde görülmez. Aslında en güzel, en nazik aile ve okul ortamlarında da görülür. Örneğin, Kanada’da yapılan bir araştırma okul çocuklarının sadece %4’ünün ebeveynleri tarafından dışlama, aşağılama, korkutma, yıkıcı eleştiri ya da hakaret içeren ifadeler’’ ile utandırılmamış olduğunu gösteriyor Solomon & Serres, 1999. Ebeveynler olarak tedirgin, yorgun veya öfkeli hissettiğimizde ve çocuklarımızı kontrol etme ihtiyacı duyduğumuzda utandırmaya başvurmaya eğilimliyiz. Kısa süre öncesine kadar, bunun zararlı etkilerine pek dikkat edilmemişti. Utanç Psikoloji Çalışmalarının Yeni Cephesi Çocuklara karşı fiziksel şiddet kullanımı, son yıllarda sıklıkla tartışmalara konu oluyor ve eleştiriliyor. Her gün daha fazla ulus buna karşı yasalar koyuyor, okullar yasaklıyor, ortadan kaldırılması için çabalayan uluslararası organizasyonlar hızla çoğalıyor, araştırmacı psikologlar uzun vadede zararlı etkilerine dair yığınla veri sunuyor. Bu esnada, bir ceza olarak utandırma’ konusu büyük oranda gözden kaçırılıyor. Psikologlar ancak kısa bir süre önce, utandırmanın çok ciddi olumsuz etkileri olduğunu farketmeye başladı. Duygusal Zeka’ kitabının yazarı Daniel Goleman, utancın, ilişki kurma güçlüğü ve şiddet davranışı konusunda oynadığı rolün yeni keşfedildiğini söylüyor. Son dönemde, psikologlar arasında utanç üzerinde çalışıp nasıl edinildiğini, bireyin sosyal ilişkilerini ve toplumdaki işlevini nasıl etkilediğini incelemek için yeni bir çaba ortaya çıktı. Utanç, insanlara bakarak gözlemlenmesi ve saptanması en zor duygulardan biri olduğu için bu ihmal edilmiş his’ üzerine yapılan çalışmalar, psikolojik araştırmalar için yepyeni bir cephe açtı. Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr. Paul Eckman, utancın diğer bütün hisler içinde en mahrem olanı olduğunu, insanlarda utancı açıkça gösteren bir yüz ifadesinin henüz gelişmemiş olduğunu söylüyor. Acaba bu nedenle mi çocuklarımızın bu gizli duygudan dolayı acı çektiklerini göremiyoruz? Utanç Duygusu Nasıl Edinilir? Kimse utanç içinde doğmaz. Utanma, benlik bilinci ve dil becerisinin gelişmesiyle birlikte 2 yaş civarında ortaya çıkan, öğrenilmiş bir duygudur. İnsanlar utanç için gereken kapasiteyle doğsalar da, belirli durumlarda utanma eğilimi öğrenilmiştir. Bu demektir ki, nerede utanç varsa, orada bir utandıran vardır. Kendimizden utanmayı, hayatımızda önemi olan insanlar bizi utandırdığı için öğreniriz. Utandırma mesajları sevdiğimiz, hayran olduğumuz, kendimizden üstün gördüğümüz insanlardan geldiğinde daha güçlüdür. Bu nedenle çocuklar üzerinde en derin etkileri bırakan, ebeveynlerinin onları utandıran sözleridir. Bununla beraber, öğretmenlerden, büyük kardeşlerden ve akranlardan gelen utandırma sözleri de çocuğun benlik bilincine zarar verebilir. Çocuklar yetişkinlere göre daha savunmasız ve etkiye açık oldukları için çocuklukta karşılaşılan utandırma sözlerinin etkilerini silmek çok zordur. Utandırma çoğunlukla sözcüklerle yapılır ama küçümseyen, aşağılayan ya da hor gören bakışlarda da muazzam bir utandırma gücü vardır. Utandırma Neden Bu Kadar Yaygın? Utandırma ebeveynler için hüsran ve hayal kırıklığının yarattığı basıncı dengeleyen bir valf gibi işler. Çocuğu utandırmak ebeveynin öfkesini dışa vurmasını ve bir anlığına da olsa kendini daha iyi hissetmesini sağlar. Çocuklar değersiz hissettirildiklerinde, ebeveynlerini memnun etmek için daha çok çabalarlar. Bu durum çocuğunu utandıran ebeveynin, bunun işe yaradığını düşünmesine sebep olur. Peki yarar mı gerçekten? Utandırmanın Olumsuz Etkileri Utancın verdiği zararı anlamak için, iyi’ davranış hedefinden daha derinlere bakmalıyız. Davranışı değiştirdiği için sözlü cezaların işe yaradığını düşünürsek, çocuğumuza bakışımızı tehlikeli bir biçimde kendi gördüklerimizle sınırlamış oluruz. Çocuğumuzun iç dünyasını – davranışlarının altında yatan hisleri, utancın yarattığı acıyı – gözden kaçırmak çok kolaydır. Aynı şekilde, çocuğun onu utandıran kişinin erişemediği alanlardaki davranışlarını da gözden kaçırmak kolaydır. İyi niyetli yetişkinler bile çocukların onları utandıran sözler karşısındaki hassasiyetini hafife alır. Evlerde sık sık kullanılan, bugüne kadar zararsız olduğu varsayılan azarlama sözlerinin, çocukların özgüvenleri üzerinde, etkileri yıllarca süren yaralar açtığını gösteren çok sayıda kanıt vardır. Bir çocuğun öz kimliği, kendisi hakkında etraftan duydukları ile şekillenir. Örneğin, 10 yaşında bir kız içeceğini döktüğü için endişe duyduğunda şöyle haykırmıştı Çok aptalım, çok aptalım!’ Bunlar aslında annesinin ona karşı kullandığı sözcüklerdi. Ebeveynlerinin kendisi hakkındaki yargılarından korkarak yaşamış ve kendisini –tam da utandırıldığı biçimde- aşağılamayı öğrenmişti. Çocukların duygusal gereksinimleri dikkate alınmaz ve deneyimleri değersizleştirilirse, önemsiz oldukları hissiyle büyürler. Yaramaz’ ve kötü’ oldukları söylenirse, mesajı içselleştirir ve kendileri hakkındaki bu inançlarını yetişkinliğe taşırlar. Utanç, insanların kendilerini değersiz hissetmelerine yol açar. Buna maruz kalma korkusu, sosyal ilişkilerden kaçınmalarına yol açar. Utandırma, harekete geçmemizi ve kendimizi ifade etmemizi engelleyen bir güçsüzlük hissi yaratır dans etmek isteriz, ancak çocuksu’ olmamamız için yapılan uyarıları hatırlamak bizi durdurur. Keyif almak isteriz, ancak zevkine düşkün’ veya tembel’ olduğumuzu söyleyen iç sesimiz bizi durdurur. Başarılı olmak ve düşündüklerimizi açıkça dile getirmek isteriz ama yeterince iyi olmadığımız kuşkusuyla geri çekiliriz. Utanç, bize aptallığı kes’ diyenleri taklit eden iç seslere ve imgelere dönüşür. Utanç, çocuğun kendini ifade etmesini engeller bir yetişkinin olumsuz yargısıyla canı yanmış olan çocuk yaramaz’ veya kötü’ olarak damgalanmamak için kendini sansürler. Utanç, çocukların doğal coşkularını, meraklarını ve kendi kendilerine bir şeyler yapma arzularını kırar. Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışan bir sosyolog olan Thomas Scheff, utancın bazı durumlarda ortaya çıkan öfke dışında tüm duyguların ifade edilmesini engellediğini söylüyor. Utanç içindeki insanlar iki kutuplu bir duygusal ifade eğilimi gösterir duygusal tıkanıklık ya da düşmanlık ve öfke nöbetleri. Bazı insanlar sürekli olarak ikisi arasında gidip gelir. Üzüldüğümüzde ağlamak ve öfkelendiğimizde bağırmak gibi çoğu duygunun dağılmasını sağlayan fiziksel ifade biçimleri vardır. Utancın dağılmasına yardımcı olarak fiziksel ifadeler yoktur. Bu yüzden utancın etkileri yıllara daha iyi dayanır. Son dönemde yapılan araştırmalar, utancın insanları ilişkilerden kaçınmaya ve yalnızlaşmaya ittiğini gösteriyor. Bunun da ötesinde, utandırılmış insanların, kendilerini aşağılanmış ve reddedilmiş hissetme eğilimi, öfkeye ve hatta şiddete yol açabiliyor. Birçok çalışma, utanç ile başkalarını cezalandırma arzusu arasında bağlantıya işaret eder. Utanca boğulmuş bireyler öfkeli hissettiklerinde, diğerlerine göre kötücül, agresif veya kendine zarar veren kişiler olmaya daha fazla eğilimlidir. Psikiyatrist Peter Loader, insanların derinleşmiş utanç duygularını küçümseme, üstünlük kurma, zorbalık, kendini beğenmeme veya saplantılı mükemmeliyetçilik gibi tutumlarla örtmeye çalıştıklarını belirtiyor. Ağır Utanç ve Zihinsel Rahatsızlık Utandırma çok şiddetli ve aşırı olduğunda, zihinsel bir rahatsızlığın gelişmesine de katkıda bulunabilir. Bu bağlantı yakın zamana kadar hafife alınırdı. Giderek daha fazla sayıda araştırmacı, erken çocukluk döneminde utandırmaya maruz kalma ile çöküntü, kişilik bozukluğu, kaygı ve saplantı-zorlantı bozuklukları gibi durumlar arasında bağlantı kurmaya başladı. Gershen Kaufman, Utancın Psikolojisi Psychology of Shame başlıklı kitabında, utandırma ile madde ve alkol bağımlılıkları, yeme bozuklukları, fobiler ve ayrıca cinsel işlev bozuklukları arasında bir bağ olduğunu öne sürüyor. Utanç, İlişki Kurmayı ve Empatiyi Öğretmez Utancın davranışı kontrol etme gücü olsa da, empatiyi öğretme kapasitesi yoktur. Çocukları tekrarlayan bir biçimde yaramaz’ olarak ve başka sözlerle etiketlediğimizde, onları kendi içlerine odaklanmaya koşullarız; zihinleri kendileriyle ve bizi memnun etme konusundaki başarısızlıklarıyla meşgul olur. Böylece çocuklar kendilerini etiketlemeyi öğrenir ama başkalarının hisleriyle bağ kurma, onları dikkate alma ve anlama konusunda hiçbir şey öğrenmezler. Çocuklar empati geliştirebilmek için başkalarının onlara hislerini göstermesine ihtiyaç duyarlar. Örneğin, yaramaz olduklarını söylediğimizde, çocuklara davranışlarının bize nasıl hissettirdiği hakkında bir bilgi vermeyiz. Çocuklar bende yanlış olan bir şeyler var’ diye düşünürken, başkalarının hislerine özen göstermeyi ya da davranışlarının başkalarının hislerini nasıl etkilediğini öğrenemezler. Psikoterapistler ve araştırmacılar, utanca yatkın insanların diğerleriyle daha az empati kurabildiğini ve kendileriyle daha çok meşgul olduklarını belirtiyor. Ahlakın tek gerçek temeli, diğerlerinin hislerine karşı derinden hissedilen empatidir. Utanca boğulmuş hâlde doğru davranan’ bir iyi çocuğu’ yönlendiren şey ise empati değildir. Ahlak Efsanesi Utanç-temelli uyumluluk ile ahlaki motivasyonlu davranışı birbirine karıştıran bir naiflik içindeyiz. Tekrarlanan utandırma sözleri, en iyi ihtimalle, reddedilmemek ve ödüllendirilmek için benimsenen sığ bir konformizme yol açar. Çocuk, itaatkar ve uyumlu davranarak cezalandırılmadan kaçmayı öğrenir. Böyle bir iyi terbiye’ performansı, insanlar arasındaki gerçek saygıya dayanmaz. Neler Utanç Vericidir? Utanç, kültürler ve aileler arasında çeşitlilik gösterir bir yerde utanç verici ayıp olan şey, başka bir yerde dikkate değmeyen, uygun görülen ya da arzu edilen bir davranış olabilir. Yaramazlık’ denen şey de genellikle keyfi ve özneldir aileden aileye önemli değişiklilikler gösterir. Bir ailede çıplaklık kabul edilebilir; bir başkasında düşünülemez bile. Bir ailede gürültülü ve şamatacı olmak iyi karşılanır; diğerinde uygun görülmez. Bir aile yemek masasında hep bir ağızdan konuşmaktan keyif alırken, bir diğeri bunu kaba bulabilir. Bu tür örnekler, neyin utanç verici olduğuna dair kararlarımızın keyfi ve değişebilir olduğunu, kendi yolumuzun tek yol olmadığını anlamamıza yardımcı olur. Utandırmanın Tarihi Çocuklar yüzlerce yıldır utandırılıyor. Geçmişte, çocukların içsel olarak anti-sosyal oldukları düşünülür ve davranışları bu mercek aracılığıyla algılanırdı. 17. yüzyılda Richard Allestree şunları yazmıştı Yeni doğmuş bir bebek ilk ebeveynlerimizden atalarımız vasıtasıyla miras aldığı günahın lekeleri ve kiriyle doludur.’’ Orta Çağ’da, vaftiz ritüeli dualarla çocuktan şeytanı kovmayı amaçlardı. Fazla ilgi gerektiren çocukların iblisler tarafından ele geçirildiği düşünülürdü. Bazı din adamları, eğer bir bebek haddinden fazla ağlarsa, bebeğin günah işlemiş olacağını iddia etmişti. Ebeveynlerin karşılaştığı zorluklar sebebiyle çocukları suçlamaları, kökü çok eskilerde olan bir gelenektir. Çocuklarla ilgili bu yaklaşım bu kadar aşırı biçimlerde olmasa da modern zamanlarda da devam etti. Mesela, öfke nöbeti geçiren bir çocuk şımarık’ olarak etiketlendi ve kasıtlı olarak ebeveynlerini kızdırmaya çalıştığı varsayıldı. Ağlayan bir çocuk , canavar’ veya sadece dikkat çekmeye çalışan’ bir mızmız’ olarak tanımlandı. Kuşkusuz, ebeveynlik bazen zorlayıcı olabiliyor. Ancak, otomatik olarak çocukta kötü niyet aramak veya bizi üzmeye çalıştığını varsaymak temelsizdir. Çocukta varsaydığımız kötücüllük, onları utandırma yönündeki eğilimimizin temelini oluşturur. Tutum Değiştirmek Çocuğa Saygı Duyalım Çocukları utandırmadan davranışlarına sağlıklı sınırlar koymak gayet mümkündür. Ancak bu, çocuğumuzun davranışlarını neyin motive ettiğini yeniden değerlendirmeyi de içeren temelden bir tutum değişimi gerektirir. Çocukların vicdan geliştirmek için doğal bir arzusu vardır. Yetişkinler gibi saygı gördüklerinde ve birbirlerine saygılı davranan yetişkinlerle bir arada olduklarında, doğal olarak empatik, sevecen ve saygılı davranışlar geliştireceklerdir. “Yanlış Davranış” mı, Gelişimsel Aşama mı? Bazen yanlış davranış’ olarak kınadığımız şey, sadece çocuğun bildiği en iyi yolla bir ihtiyacını karşılamaya ya da yeni bir beceri kazanmaya çalışmasıdır. Ebeveynler bunu ne kadar çok benimserse, çocukları daha çabuk büyümeleri için utandırmanın cazibesine o kadar az kapılırlar. Örneğin, 1-3 yaş grubundaki çocuklar İng. toddler normal olarak benmerkezci, paylaşmayı sevmeyen, taşkın ve meraklıdırlar. 2 yaşındakilerin – zaman kavramını biz yetişkinler gibi anlamadıkları için – istedikleri şeyler için bekleyememeleri, sabırsızlık göstermeleri normaldir. 3 yaşındaki çocukların bazen isyankar ya da düşmanca davranmaları olağandır. Eğer öğretmek yerine utandırırsak, değerli ve gelişimlerine uygun öğrenme sürecini sekteye uğratmış ve çocuğun ihtiyaçlarını öğrenme fırsatımızı kaçırmış oluruz. Kendisine defalarca söylendiği halde oyuncaklarını toplamayı reddederek annesine karşı gelen 3 yaşında bir çocuk, bağımsız ve kendine özgü bir kimlik geliştirmeye çalışıyor olabilir. Bu süreç, kararlılığı konusunda pratik yapmayı ve çatışmadan öğrenmeyi içeriyor olabilir. Toddler’lar kolaylıkla çileden çıkarıcı olabilir. Ama bu yanlış’ davrandıkları anlamına gelir mi? Makul sınırlar gereklidir, ama çocuklar acemice ve beceriksizce giriştikleri özerklik çabalarından dolayı utandırılırsa, olgunluğa ve kendilerine güvene doğru atacakları hayati bir adım engellenmiş olur. Korkunç ikiler’ olarak adlandırılan dönemde ve sonrasında, toddler’lar kendi sınırlarını nasıl çizeceklerini keşfederler. İradelerini ve özgün kişiliklerini göstermeyi öğrenirler. İlerleyen yıllarda kendilerini savunmayı öğrenmeleri, kendilerini göstermeleri ve kuvvetli akran baskılarına direnmeyi öğrenmeleri için bu süreç kritik önemdedir. Karşı koyma iradelerini kırmaya, itaat etmeleri için utandırmaya devam edersek onlara kendileri için sınır koymanın kabul edilemez olduğunu öğretiriz. Bebeklerin bile kendilerine söylendiği halde uyumadıkları için yanlış davrandıkları düşünülür. Nasıl olur da 5 aylık bir bebek, diyelim ki uyuyamadığı için yaramaz’ olabilir? Bebeklerin uyku sorunları ebeveynlerin işini çok zorlaştırsa da, uyumayan bir bebeğin ebeveyne itaaatsizlik ettiğini düşünmek ve bunun için bebeği suçlamak anlamlı değildir. Işıklı ve sesli bir şeye doğru emekleyen 8 aylık bir bebeği düşünün. Yaklaşıp keşfetmeye başladığı nesnenin, babasının değerli müzik seti olduğunu bilmiyor. Bir anda annesinin eline hafifçe vurduğu ve yaramazlık yapmayı bırakmasını söylediğini duyuyor. Ağlıyor. Sekiz aylık bir bebek, bir oyuncak ile başkasının değerli bir eşyası arasındaki farkı bilemez ve bilse bile kendine hakim olma yetisi henüz gelişmemiştir. Çocukların –karşılaştıkları utandırma sözlerinin sıklıkla hedefi olan- bitmek tükenmek bilmeyen merakı, aslında onları dünyayı öğrenmeye sevkeden şeydir. Bir çocuğun keşifleri azarlanmak yerine, güvenli bir şekilde teşvik edildiğinde kendine güveni gelişir. Ne yazık ki, sıklıkla çocukların gelişim aşamalarına uygun davranışlarını, sırf düzen ihtiyacımızı tehdit ettiği veya bizi zorladığı için yaramazlık’ olarak nitelendiriyoruz. Telaşlı bir anne ile üzgün görünen 4 yaşındaki kızı bir mağazadan çıkıyor. Kız pusetine zorla bağlandığı için ağlıyor. Kes şunu, seni mızmız!’’ diye bağırıyor anne, parmağını küçük kızın yüzüne doğru sallayarak. Çocuklar sıklıkla sadece ağladıkları için azarlanırlar. Pek çok insan, ağlayan bir bebeğin veya çocuğun yanlış davrandığını düşünür. Öfke ve üzüntü gibi hislerin kuvvetli ifadeleri, çocuğun ihtiyaçları konusunda iletişim kurmaya çalışırken kendi sinir sistemlerini düzenlemelerinin doğal yoludur. Çocuklar incinince ağlar ve bu acıyı ifade etme hakları vardır! Ağlamayı dinlemek genellikle zor olsa da, onun dikkatimizi vermemizi gerektiren, sağlıklı ve normal bir tepki olduğu unutulmamalıdır. Çocukların sadece ağladıkları için ne kadar sıklıkla utandırıldıklarını görmek çok üzücü. Gelişimsel normların farkında olmadığımızda ne olacağına dair bir örnek daha verelim. Yakın zamana kadar, çocuklara çok erken bir dönemde, fiziksel olarak bunu yapabilecekleri zamandan önce, tuvalet eğitimi verilirdi. Çoğu kişi, bu geçiş sürecini bir savaş olarak deneyimlerdi ve çocuklar doğal bir yetersizlikleri sebebiyle utandırılır ve cezalandırılırdı. Bir zamanlar hem ebeveynler hem çocuklar için bir çatışma olan bu süreç, gelişimsel aşamalarla ilgili daha doğru bilgilerle büyük ölçüde hafifletildi. Utandırma, genellikle çocuğun yaşına göre gelişimsel açıdan çok erken olan bir davranışı teşvik etmeye veya zorlamaya kalkıştığımızda ortaya çıkar. Geçtiğimiz on yılda, çocuk gelişimi konusundaki anlayışımızda uzun bir yol aldık ve bu çocuk bakımı alanında pek çok ilerlemeye yol açtı. Günümüzde ebeveynlere çocuklarıyla ilgili gerçekçi ve makul beklentilere girmeleri konusunda yardımcı olabilecek nitelikte olan Penelope Leach, Katie Allison Granju, Pinky McKay ve Jan Hunt Kolay gibi yazarların çocuk gelişimi kitapları mağazaları dolduruyor. Ebeveynler çocuğun davranışlarıyla ilgili makul ve yaşa uygun beklentilere sahip olduklarında hem ebeveynler hem de çocuklar daha mutlu oluyorlar. Utandırmak Yerine Anlamaya Çalışalım Çocukları kötü davrandıklarında’ onları utandırmak yerine, davranışlarını neyin motive ettiğini anlamak mümkün müdür? Kötü’ davranış neye tepki olabilir? Bir çocuğun kötü’ davranışlarını anlamaya çalışmadığımızda, ihtiyaçlarını ihmal etme riskimiz vardır. Mesela, bazen çocuklar kendi yaşlarındaki çocuklardan beklenebilecek olanın ötesinde, tekrarlayan bir şekilde agresif davranırlar. Bu evde çatışma, okulda maruz kalınan zorbalık ya da kardeş rekabetinden kaynaklanıyor olabilir. Genellikle, kısa yoldan kötü’ davranış olarak etiketlediğimiz şey, bize o çocuğun aslında acı içinde olduğunu gösterebilen hayati bir sinyaldir. Araştırmalar tekrar tekrar gösteriyor ki, zorbalık ve düşmanca tutumlar gibi anti-sosyal davranışlar, çocukların kurban gibi hissettiklerinde verdikleri tepkilerdir. Çocuklar incindiklerini söylemenin güvenli bir yolunu bulamadıklarında, incinmişliklerini agresif bir şekilde dışa vururlar. İronik olarak, utandırmanın kendisi davranışın altında yatan sebep olabilir. Utandırma, çocuğun kendisinden güçlü bir insanın olumsuz yargılarına maruz kalması olduğu için, onun küçük ve güçsüz hissetmesine sebep olur. Bazen çocuklar kaybettikleri güçlerini, kendilerinden küçük ve daha savunmasız birine yönelerek tekrar ellerine almaya çalışırlar. Çocuklar genellikle sosyal ortamın tansiyonlarına karşı çok hassastır; ebeveynler ya da diğer aile üyeleri arasındaki gerginlikleri sezerler. Bazı zamanlarda, yaramazlık’ davranışı çocuğun bu gerilime verdiği tepki olabilir. Çocuklar yeterince ilgi gördüklerinde, oyun oynama, keşfetme ve güvenli ilişkiler kurabilme ihtiyaçları karşılandığında dışa vuracak olumsuz duyguları da azalmış olur. Provokatif tutumların altında yatan can sıkıntısı olabilir ya da bu tutum, zamanı ve enerjisi olan kızgın olmayan bir insanla geçirilmek istenen fazladan mutlu dakikaların arayışını gösteriyor olabilir. Son olarak, çocuklar çok yorgun olduklarında, aksi ya da zor’ olabilirler. Bu hallerde, kötü’ davranış olarak reddedilen tutum aslında çocuğun kendi dilinde bize şunu anlatmaya çalışması olabilir Sınırıma ulaştım ve başedemiyorum’. İlginç olan, eğer ebeveynler olarak bu tutuma sözlü saldırıyla cevap verirsek, biz de aynı mesajı vermiş oluruz. Çocuklara yaramazsın’, şımarıksın’ diye veya daha kötü sözlerle bağırmak bir çeşit yetişkin öfke nöbeti, yani kontrolünü kaybetmiş, başedemeyen bir yetişkinin verdiği tepki değil midir? Yanlış’ davranışın altında yatan sebepler her zaman bu kadar açık olmayabilir. Örneğin, çocuklar bizim gücümüzü hissetmek ister, kişisel sınırlarımızdaki zayıflıklardan hoşlanmazlar. Gerçek hislerimize maruz kalmak isterler ve bir sebeple kendimizi sakladığımızda veya rol yaptığımızda, bunu hissederler. Kendi fikirlerinin ve duygularının kabul edilmesine ihtiyaç duyarlar ve zayıf empatiyi çok iyi algılarlar. Bu gibi durumlara provokatif davranarak tepki gösterirler. Bazen sebeplerini görmek zor olduğu için, çocukları can sıkıcı davranışları için suçlar ve utandırırız. Hatırlayarak Empati Geliştirmeyi Deneyelim Ebeveynler genellikle çocuklarına geçmişte kendilerine davranıldığı gibi davranır. Şiddetin bu yolla nesilden nesile aktarıldığını biliyoruz. Birçok ebeveyn, kendisinin ebeveynleri tarafından utandırıldığı yolları izleyerek çocuklarını utandırdığında, bir döngüyü sürdürdüğünü fark eder. Utandırılmanın açtığı yaraları ve aşağılanma hissini unutmuş olanlar, kendi çocuklarını utanca boğma konusunda duyarsız olma riski taşırlar. Değişim, çocuğa karşı empati duygumuzu derinleştirmeyi gerektirir ve bu çocukken nasıl hissettiğimizi hatırlamamızla mümkün olur. Dünyayı çocuğun gözleriyle görebilmenin getirdiği farkındalık, yetişkinlere çocuklarını utandırmadan etkide bulunma konusunda yol gösterebilir. Duygu Yönetimi Yapalım Ebeveynler olarak, zaman zaman sıkıntılı ya da tükenmiş hissetmemiz, ya da kendimizi patlama noktasında bulmamız olağandır. Bu sıkıntımızı giderecek sağlıklı yollar bulamadığımızda bunu çocuktan çıkarma ihtimalimiz vardır. Sinirlenmek ebeveynliğin bir parçasıdır ama bunun sebebi çocuklarımızın fazla talepkar, fazla zorlayıcı’ olması değildir. Çocuk çocuktur ve çocuk yetiştirmenin zor olması onların suçu değildir. Odun kesmek, yürüyüşe çıkmak ya da sıkıntımızı arkadaşlarımızla konuşmak gibi taşan öfkemizi yönlendirebileceğimiz pek çok yol vardır. Herkesin sevgi dolu sabır kapasitesinin bir sınırı vardır ve bu son derece insani bir durumdur. Ebeveynlerin aşırı baskı altında olması, büyük ölçüde çocuk yetiştirmek için iki yetişkinin yeterli olduğu efsanesine bağlı kalmamızdan kaynaklanır. Toplumumuz çocukların ihtiyaçlarını doğru bir biçimde karşılamak için gereken enerjiyi çok küçümsemektedir. Çevremizden ve arkadaşlarımızdan yardım isteyerek, çocuklarımızı utandırmaktan kaçınabiliriz. Kendimizi çocuklarımızı utandıran sözler sarf ederken bulduğumuzda, bunu yardıma ihtiyacımız olduğuna dair bir sinyal olarak yorumlayabiliriz. Şimdi Ne Yapacağız? Sınır Koyma Konusunda Yeni Bir Yaklaşım Çocuklara saygı göstererek davranışlarına sınırlar koyma tercihi, çocuğunuzla ilgili olumsuz sözlerin tersine sizinle ilgili güçlü bir söz söyler. Bu yolla, çocuklar yavaş yavaş diğerlerinin duygularını duyma ve anlama konusunda yetkinleşirler. Çocuklar duyguların açıkça ifade edilmesinden, ebeveynlerinin ne zaman kızgın ya da üzgün olduğunu görmekten fayda sağlarlar. Çocuklarınızı korkutmadığınız sürece onlara kızgın olmanız da ve yaptıkları bir şeye kızdığınızı göstermeniz de normaldir. Çocuklar, davranışlarının diğerlerinin duyguları üzerindeki etkilerini en iyi görerek öğrenirler. Son olarak, bu çocukların sizin hislerinizi dinlemelerine ve saygı göstermelerine yardımcı olur; tabi eğer onların kendi duygularını ifade etme hakkına da eşit derecede saygı gösteriliyorsa. Çocuğun Dürtülerini Yönlendirmek Zaman zaman bir insan veya değerli bir şey zarar görmesin diye çocuklarımızın faaliyetlerine müdahale etmek zorunda kalırız. Sadece çocuğu azarlamak veya durdurmak yerine daha güvenli alternatif bir faaliyete yönlendirerek onu utandırmaktan kaçınabiliriz. Ara sıra ortaya çıkan agresif davranışlar normal, sağlıklı bir gelişimin parçasıdır. Çocuklar – onlara bu doğal agresyonlarını güvenli bir biçimde yönlendirebilecekleri yollar gösterilebileceği halde – bunun için genellikle utandırılır ve cezalandırılırlar. Bazen, herhangi bir cezalandırmanın gerekip gerekmediğini yeniden değerlendirmek önemlidir. Bu konuda rehberimiz, söz konusu davranışın gerçekte kimseye zarar verip vermediği ya da somut bir risk oluşturup oluşturmadığı konusundaki değerlendirmemiz olabilir. Örnek Olmak Örnek olmak, en güçlü öğretme aracıdır. Çocuklar söylediklerinizi yapmazlar, yaptıklarınızı yaparlar. Çocukların kendilerine ve başkalarına gösterdikleri saygı kendilerine gösterilen ve hayatlarındaki önemli insanların birbirlerine gösterdikleri saygının bir yansımasıdır. Onlardan beklediğimiz davranışlar konusunda çocuklarımıza iyi örnek oluyor muyuz? Sonuç Birçok kişi halen dayağın ve utandırmanın çocuklarda istenmeyen davranışları durdurmanın tek yolu olduğuna inanıyor. Utandırmaktan ve şamardan vazgeçme önerisi, ebeveynleri güçsüz bırakma, onları suçluluk hissiyle yüklü, etkisiz ve her şeye izin veren pısırıklara dönüştürme çabası olarak görülür. Halbuki önerilen bu değil. En etkili ve sağlam sınırlar, şiddete ve utandırmaya başvurmadan konabilir. Çocuklar karşısında güçlü durmak, sert ve aşağılayıcı olmak anlamına gelmez. Utandırmanın daha sağlıklı ve etkili alternatifleri vardır. Kendi duygularını ve ihtiyaçlarını güven içinde ve saygıyla ifade edebilen ebeveynleri tarafından tutarlı sınırlar koyulan çocuklar, utancın zehirleyici etkilerinden arınmış olarak, daha güçlü öz-değer ve sosyal farkındalıkla büyürler. Kaynak The Natural Child Project, ““Good” Children – at What Price? The Secret Cost of Shame” Çeviri Elif Mura – Düzenleme Sevkan Uzel
bir kızın verip vermediği nasıl anlaşılır